• Bağlantılarım

IRAN TARIHI

10/11/2009 ·

Ele geçirilen tarihi eserler ve yazıtlara göre, Kaşan’daki Turn-e Silek, Damğan’daki Tepe Hisar, Kerman yakınlarındaki Şehdad   ve Zabol yakınlarındaki Şehr-e Suhte gibi medeniyetlerle Mazenderan’daki Tepurlar gibi  kabilerer, İran Platosu’na komşu olan diğer  medeniyetlere ticari ve siyasi ilişkilere sahiptirler.O dönemde İran’ın en önemli komşuları, Hindistan’daki  Mohencudaru medeniyeti, Anadolu medeniyetleri ve mezopotamya medeniyetleri idi. Bunlar arasında,
İran Platosunda yerleşik bulunan toplulukların Mezopotamya ile ilişkiler diğerlerine pranla daha  fazla ve daha yaygındı. Her ne kadar bu ilişkiler zaman zaman Zagros dağlarında yerleşik kavimlerin Mezopotamya’ya saldırmaları ve ya Mezopotamya devletlerinin İran’ın batı bölgelerine saldırıları şeklinde olsa da aralarındaki medeniyet alış verişi herzaman devam etmekteydi, İran Platosu sakinlerinin yazısı daima batı komşularından iktibas ermeleri de bunun bir örneğidir.

Aryailer’den önceki kavimler arasında, İlamiler özel bir öneme sahiptir.Bu dönemde İran Platosu, ilk büyük şehirlerin ortaya çıkışına tanıklık etmiştir. Bunlar arasında en önemlisi Şuş kentidir ki, bu şehirden günümüze kalan eserler, onun görkemini ve uzun bir dönem revaçta olduğunu göstermektedir. Mezopotamya medeniyetleriyle aynı dönemde gelişmiş olan İlam Medeniyeti, kendine ait yazısı sahip olması sebebiyle İran medeniyet tarihinde özel bir öneme sahiptir. İlam çivi yazısı muhtemelen İran’da yaygınlaşan ilk yazıdır ve İlam medeniyetinin çöküşünden sonra da kullanılmaya devam etmiştir.

Aryailer, beyaz ırk kavimlerden bir grup olup ilk yerleşim alanları Avrasya stepleridir. M.Ö. 3000 dolaylarında Avrasya steplerinde, bugün "Hint-Avrupa" diye adlandırılan bazı kavimler yaşamaktaydı. Bu kavimler, soğuğun artması, otlakların azalması ve çevre kavimlerin baskıları sebebiyle göçe zorlandılar. Bir grup batıya yani Avrupa’ya gidip sonraları Yunan ve Roma Medeniyetlerini oluşturdu. Diğer bir grup ise güneye doğru hareket etti ve ulaşılan son noktalar İran ve  Hindistan oldu. Bu çevrede yerleştikleri için onlara "Hint-İran" kavimleri denmiştir. Bu grup kendini özgür, soylu ve şerefli anlamında "Aryai" olarak isimlendirmekteydi. Aryailer’den bir grup İran’dan geçip Hindistan’a gitti. İran’dan kalan Aryailer ise İranlı olarak isimlendirildi. Böylece İran’da büyük Arya ülkesi ve topluluğu şekillendi. Med kabilesi grupları kuzey batı, Pars kabilesi grupları güney ve part kabilesi grupları ise kuzey doğu İran’da yerleşti. Med kabilelerinin yerleşme yeri olan İran’ın batı dağlık bölgeleri Mezopotamya sınırında bulunmaktaydı. M.Ö. bin yıllarında Mezopotamya’nın kuzeyi "Asur" devletinin hakimiyetindeydi, güneyi ise "Kalde" yada  yeni Babil devletinin ülkesi idi. 3."Med" padişahı "Huvekhştre" zamanında bu devletin gücü doruk noktasına ulaşmıştı. Huvekhştre Babil devletiyle ittifak kurarak Asur devletini ortadan kaldırdı (M.Ö.12). "Huvekhştre" zamanında "Med" ülkesi oldukça genişledi ve son Med imparatoru olan "Aji Dehek"  adındaki oğluna güçlü ve müreffeh bir devlet miras kaldı; ancak Aji Dehak Medlerin gücünün ve birliğini koruyamadı ve bu sebeple (M.Ö.) 550 yıllarında "Ahamenişli Kuruş" "Med" devletini devirdi.

"Kuruş"un kurduğu devlet, ceddi Ahameniş’in ismini aldı. Medler’in de müttefik olduğu bu devlette İlamlılar da yazıyı kullanmaları dolayısıyla makam ve mevki sahibi oldu.

"Kuruş"un ölümünden sonra, amcazadelerin’den olan "Viştasb"in oğlu "Daryuş" güç kazanarak saltanatı Ahameniş hanedanının bir şubesi haline dönüştürmeyi başardı ve sonuna kadar da iktidarı elden bıramadı. "Daryuş" (M.Ö.) 522 – 486 yıllarında hüküm sürdü ve Ahamenişler’in güçlü devlet yapısnı kullanarak,  egemenliği alundaki bölgelerde ortak  kanunlar yürürlüğe koydu. Merkezi yönetim sistemi kurarak, ordutu yeniden yapılandırdı ve mali sistemi düzenleyerek Ahamenişliler’in şevket ve kudretini arurmayı  başardı. Daryuş, Ahamenişliler’in yönetim ve ordu sistemini düzenledi ve "Parse" (Taht-ı   Cemşid   persepolis), nevruz kutlamalarının mekanı "Ekbatan" (Hamedan), yazlık başkent ve "Şuş", kışlık başkent olarak özel öneme haiz şehirler oldular.

Daryuş’un Padişahlık dönemindeki bir diğer önemli olay ise İran ve Yunan savaşlarının başlamasıdır. İran devletinin tebaasından sayılan  Anadolu yunanlılarının "Kuruş"un ölümü sonrasındaki kargaşa yıllarında isyan edip baş kaldırmış olmaları ve Yunan site devletlerinin onlara yardım edip birlikte hareket etmeleri sebebiyle Ahameniş devleti, Yunan site devletlerinin bastırılmasını zorunlu görüyordu. Akdeniz’deki iktisadi rekaber  ve İran sınırlarına saldırına saldırılar düzenleyen "Danob" bölgesi "Sekaları"nın da bastırılmasının gerekliliği bu zorunluluğu iki Yunanlılara, "Daryuş" zamanından oğlu ve halefi "Khaşavarşah" zamanına kadar süren bir dizi saldırı gerçekleştirildi. Kimi zaman İran’ın kimi zaman da Yunan’ın galip geldiği bu savaşlarda  Yunanlılar ağır maddi kayıplara Ahamenişliler ise onur kaybına uğradı .

Ahamenışliler devleti, Yunanlılara boyun eğdirebilmek için bol para ve siyasi araçlara başvurdu. Her ne kadar bu yöntem etkili oldu; Yunan iç savaş ateşiyle yandı ve bazı derebeylikler Ahamenişlilere boyun eğdi ise de sonunda Ahameniş devleti Yunanlılarla barış antlaşması imzalamayı kabul etti.

Her ne kadar Ahameniş devleti ve ordusunun çekirdeğini "pars"lar teşkil ediyor ve Paraça o günden bu güne İranlırarın asli idiyse de Ahamnişliler, kendilerine boyun eğmiş olan çeşitli milletlerin kültürlerineden faydalanarak karma bir medeniyet meydana getirdi. Bu karma medeniyetin izleri, en önemli tecelli alanı "Taht-ı  Cemşid" olan Ahameniş sanat ve mimarisinde görülmektedir. Taht-ı Cemşid’deki resimler incelenerek, Ahamenişlilerin tabiiyetlerindeki ülkelerle olan ilişkileri de yorumlanabilir.

Ahamenişlilerin dini inançlarının temelini "Mazdaperestik" oluşturuyordu. Bu dönemde "Zerdüşt" inancı İran’da henüz yaygılaşmamıştı.

Ahamenişliler, "Ahuramazda"yı büyük ilah ve kendi hakimiyetlerinin onaylayıcısı olarak kabul ediyordu. Ancak bunları bir tarafa bırakırsak "Aramiler" gibi milletlerin tecrübelerinden oldukça faydalandı ve idari işlere onlardan istifade etmeye çalıştı. Babil’in astronomi ve up, Finike’nin denizcilik, Urartu’nun mimari bilgilerinden yararlanıldı ve hepsi birleşereş Ahameniş devletinin görkem ve iktidarını oluşturdu. "Derik" altın sikkesinin basımı, buyruk altındaki milletlerden yeni ordu birimlerinin oluşturulması, deniz  kuvvetlerinin oluşturulup geliştirilmesi, haberleşme ve ulak hatlarının oluşturulması, işlerin daha düzenli bir hal almasını sağladı. Sonuçta İran’ın, o günün dünyasında en önemli devler sayılmasını sağlayan bir dönem doğdu.

İran – Yuanan savaşlarının, Ahamenişlilerin ilk başarısızlıkları olduğu söylenebilir. zaman içerisınde Ahameniş devletinin uzak bölgelerdeki otoritesi zayıfladı. Yunan derebeyliklerinin de zayıflamış olduğu bu şartlarda "Makedonya" dağlık bölgelerinden "İskender" yunan topraklarını elde etmek üzere harekete geçti. Yunanlılar "İskender"e karşı direniş gösterdilerse de O, doğuya asker sevk edip Ahameniş topraklarını ele geçirmeyi ve yeni hayat kapılarını onlara açmayı başardı. Sonunda "İskender", Yunanlı ve Makedonyalı askerleriyle birlikte süratle Anadolu’ya ele geçirdi. Daha  sonra (M.Ö.)311 yılında bir savaşta Ahamenişlilerin 3. Daryuş’unu yendi. İskender’in ilerleişi direnişlerle karşılaşmış olsa da neticede Ahameniş devletinin yıkılması ve "Daryuş"un öldürülmesiyle sonuçlandı.

"İskender" Ahameniş  devletinden kalma İran eşrafıyla yakınlaşma ve anlaşma yolunu benimseyerek 3. "Daryuş"un kızı "Ruşenek"i kendine eş olarak seçti ve komutanşarını da İranlı kızlarla evlenmeleri konusunda teşvik etti. Hatta İran kıyafetleri giymeye bile ilgi gösterdi. Ancak, fetihlerden daha çok maddi kazanç sağlamayı hedefleyen Yunanlı askerlerin çoğunluğu bu davranışları pek desteklemediler, O (M.Ö.) 323 yılında Batı Asya’ya dönüş yolunda Babil’de öldü. İskender’in veliahdı yoktu. Komutanları da ittifak yolunu tercih ettiler.

"sulukiler" (İskender’in İran’daki halefleri) vergi ödemek şaruyla İran’ın eşraf eyaletlerinin iç işlerinde bağımsızlığını kabul ederek onları kendilerine bağlamaya çalıştılarsa da İranlılar, yabancılarla mücadele güdüsü ve bağımsızlık  kazanma ümidiyle itaatsizliklerini artırdılar . Bu ortamda Park kumandanı "Eşk" (M.Ö.) 245 yılında "Sulukiler"e karşı büyük bir ayaklanma başlattıç. Eşkaniler’in sosyal düzeni ve askeri yapılanması, Pehlivanlar diye adlandırılan süvari asilzade tabakaya dayanmaktaydı. Büyük toprak sahipleri ve kabilelerin yüneticileri olan Pehlivanlar, diğer yarı başımsız  hükümetlerle birlikte Eşkani Muluk’ut-Tavayifi sisteminı kurdular. Eşkani şahı bütün eyaletlerin şahlarına kumanda etst de, ona tabi olan şahlar iç işlerinde bağımsızdı.

Eşkaniler İran’ın kuzey doğusundaki "Pehlu"dan geldikleri için "Pehlevi" olarak da adlandırılırlar. O dönemde kullanılan Farsça’ya  "Orta Farsça" denir. "Orta Farsça" Sasaniler zamanında da kullanılmaya devam etti, bu yüzden onu "Eşkani Pehlevi" ve "Sasani Pehlevi"olarak ikiye ayırmışlardır. "Eşkani Pehlevi" kültürünün temel özelliği Pehlivanlık kültürü idi ik; süvari bir halife ve büyük topraklara sahip büyük bir ev şeklinde simgeleşiordu. Firdevsi’nin Şahnamesi’ne yansıyan İran milli destanlarının ortaya çıkışı , Eşkaniler dönemine rastlamaktadır .

Eşkaniler hakimiyrtlerinin son yıllarında iki büyük grubun hoşnutsuzluğuyla karşı karşıya kaldılar. Bunlardan biri Eşkanilerin Rumlar karşısındaki yetersizliğden şikayetçi olan süvari  sınıfı, diğeri ise diğer dinlerin yayıldığı ortamda Zerdüştiliğin durumunun uygun olmadığını düşünen Zerdüşt müritleri idi. Bu iki grubu yakınlaştırıp Eşkanilerin yıkmak için siyasi güç elde etmeyi başaran kişi, Sasan oğlu Babek oğlu Erdeşir idi, Pars Anahita mabedinin rahibiydi ve oğlu Babek Pars komutanlığını yürütmekteydi.

Eşkanilere büyük bir düşmanlık besleyen "Erdeşir", iktidara ulaştıktan sonra ayaklanma başlattı ve Eşkani devletinin müttefiklerini mağlup ettikten sonra (M.Ö.) 226 yılında son Eşkani Padişahı "5.Erdevan"a galip gelerek Sasani silsilesini kurmayı başardı. Bu yolda Zerdüşt din adamları Erdeşir’in en önemli müttefikleri idiler. "Erdeişr" Muluk’un-Tavayifi sistemini kaldırıp, büyük hakimin gözetimi altında idare edilen güçlü bir merkezi yönetim sistemi kurdu.

"Erdeşir"in oğlu ve halefi "1.Şapur" zamanında yünetim birliği ve güçlü ordu Ona Romalıları yenme fırsatı verdi. Şapur’un halefleri zamanaında Zerdüşt din adamları çabalarını yoğunlaştırarak "Keriter" adlı bir Zerdüşt din büyüğünün yardımıyla Zerdüştiliği resmileştirmeyi başardılar Zerdüştlük kuralları Sasani devletinin faaliyetlerinin temel dayanağı haline geldi ve diğer dinler yasaklandı.

2.Şapur zamanında İran-Roma savaşları İran lehine devam etmekteydi ve Romalılarla, Ermenistan’ın işlerine karışmamak konusunda anlaşmaya varıldı. Ama kalkınmış İran toprakları güney batı ve kuzey doğu sınırlarında çöl bedevilerinin tahdidi altındaydı. Şapur bu nedenle güney sınırlarda Arap saldırganları şiddetle cezalandordı. Ancak Horasan sınırlarındaki saldırıların sona erdirilmesi "Behram Gur"olarak bilinen "5 Behram" zamanında olmuştur.

Sasani orduları "Hüsrev Parviz" zamanında da büyük galibiyetler elde etti ve pek çok ganimetler ele geçirdi. Bu olaylar İslam’ın "Medine"de yerleştiği döneme rastlamaktaydı. Müslümanlar günden güne daha fazla güç kazanırken, Sasani devleti, kısa bir sürede padişahların birbiri ardına tahta oturması sonucu durumun tamamen kontrolden çıkmasıyla kanlı saray çekişmeleriyle boğuşur olmuştu. Sasanilerin son padişahı Hüsrev Parviz’in "2çYezdgird" adındaki torunu durumu düzeltmeye çalıştıysa da başarılı olamadı. Bütün bu olaylar ve Müslüman Arapların İran’a saldırıları sonucu (H.K.) 31 (M.S.)  652 yılında Yezdğird’in ölümünün ardından Sasani devleti yıkıldı. Sasani devletinin yıkılmasıyla birlikte İran’ın İslam öncesi (Eski İran) tarihi de sona erdi.

Tarihçi Will Durant Medeniyetler Tarihi yapıtında şu cümlelere yer verir. "Ne var ki, bir millet bakkında padişahlarının tutum ve davranışlarına bakarak yargıya varmak doğru ve adaletli bir yaklaşım değildir. İyi ve temiz soyluların saadetli ve babtiyar milletlerde olduğu gibi tarihleri yoktur ... İranlar, verdikleri sözde durmayan Yunanlılar arasında bile ahde vefalılıkları ile taninmaktaydı. Eğer İranlıları iyi nam ve övgüyle anıyorsak bunun nedeni, bir İranlının, diğer İranlılar ile savaşmak için kendisini piyon olarak kullandırmasının ender rastlanan bir olay olmasıdır. Oysa Yunanlıları kendi içinde kırdırmak isteyen berkes, bir Yunanlıyı çok rabat satın alabiliyordu. Geçmiş dönemlerde Yunan savaşçilarının ülke balks aleyhinde kendilerini kiralaması sıkça görülen bir durumdu. İranlılar  sağlam karakterli, dürüst, sözüne güvenilir aynı zamanda misafırperver ve affediciydiler. Gelenek ve göreneklere uymaya Çinliler kadar özen gösteriyorlardı.Yeme ve içmeleri gösterişten uzak ve oldukça sadeydi. Temizliğe son derece önem veriyor ve bunu büyük bir nimet olarak görüyorlardı. Aile kurumu ise toplumsal yapının en kutsal birimi olarak kabul edilmekteydi" .

 

ASRI SAADET DÖNEMİNDE iRAN

İslam peygamberi  Hz. Muhammed bin Abdullah (sav), miladi 570  yılında Mekke şehrinde dünyaya geldi. 40 yaşlarında iken, insanları tevhid dinine ve İslam kurallarına devet etmek üzere Allah(ee) tarafından görevlendirildi. Mekke’de on üç yıl süren davetten sonra, bu şehir halkının şiddetli muhalefeti neticesi Medine Şehri’ne hicret etmek zorunda kaldı.

Miladi 622 yılına rastlayan hicretin ilk yılı, Müslümanlarca hicri tarih başlangıcı olarak kabul edildi. Hazreti Rasul (sav) Medine’de ilk bağımsız İslam toplumu ve ilk İslam devletinin temellerini attı. On yıl sonra ise baştan başa ütün Arap yarımadasını İslam’ın hakimiyeti altına almayı başardı Onun halifeleri de, eşsiz bir kifayet ve vukufla İslam dininin gücünün tüm Batı Asya ve Orta Asya’nın önemli bir bölümüne yerleştirmeyi başardı.

Miladi 7. Asrın ilk çeyreğinde Sasani Şehiniahlık devleti, Bizans’la uzun yıllar süren savaşlar ve iç çekişmeler neticesinde oldukça güçsuz düşmüştü, Gevşek, tereddütlü ve inaçı zayıflamış İran uvvetlerinin, birlik içindeki kararlı ve inançlı İslam kuvvetlerine direnecek güçü yıktu . İslam kumandanı Halit bin Velid, hicretin 12 Yılında, Sasani Şehinşahlığına olan Arap devletinin merkezi Hire Şehrini kolayca ele geçirdi. Hicretin 14 Yılındaki Kadisiye savaşında İranlıların yenilmesiyle, Irak ve Mezopotamya’nın fetih yolu Arap kuvvetleri için tamamıyla açılmış oldu ve hicri 16 bir nakle göre de 19 yılda Arap kuvvetleri Sasani Şehinşahlığının başkenti olan Medain yada Tisfun şehrinin kontrolünü ele geçirdi. 17 yada 19 Yılda Khuzestan fethedildi. Hicri 21 yılında Nehavend savaşında İranlıların yenilmesiyle Dinver, Hamedan ve İsfahan Müslümanların eline geçti. Kazvin, Zencan ve Kumes’in fehi 25, Fras’ın kesin fethi ise 29 yıllarında gerçekleşti. 29 yılında Arap kumandani Said bin As ilk kez olarak Taberistan’a akıl düzenledi ve Horasan, Sistan ve Kerman hicri 31 yılında Müslümanların kontrolüne geçti.

Yine hicri 31 yılında son İran padişahı 3 Yezdgird Sağd, Türk ve Çin padişahlarından yardım istemek üzere Mavera’ün Nehr’e yolunda ilerlerken Merv’de bir değirmenci tarafından öldürüldü. Böylece dört asırdan fazla süren Sasani Şehinşahlığı ortada kalktı.

Hz. Ali bin Ebutalip(as)ın hilafetinin ilk dönemlerinde iç karışıklıklara müptela olan Müslümanların, Velid bin Abdülmelik’in hilafetinden itibaren (hicri 89-96) batı ve doğudaki fetihleri yeniden başladı. 90-93 yıllarında Sağd, Buhara, Semerkand ve Kharezm Müslümanların eline geçti, Taberistan’ın tümüyle fethi 141, Gilan ve Deylemistan’ın fethi ise 201 yıllarında gerçekleşti .

İran’ın doğusunda Tahir bin Hüseyin’in Memun adına kurduğu devletle, İran’da iç bağımsızlığa sahip ilk hükümet iş başına gelmiş oldu. Bu 200 yıl zarfında İranlılar İslam dinini kabul ettiler ve Arapça İranlıların dini, daha sonra ise ilmi dili haline geldi. Her ne kadar İran gelenek görenek ve kültürü, küçük feodaller veya köylüler arasında yaşamaya devam ettiyse de tedricen, İslam medeniyeti olarak ün kazanan yeni kültür ve medeniyet karşısında uzun süre dayanmadı.Ancak İranlıların milliyetçilik, bağımsılık ve özgürlük duyguları yok olmadı. Bütün milli özelliklerinden hatta dillerinden vazgeçerek "Arap" olan Suriye, Filistin, Mısır ve Kuzey afrika gibi diğer  İslam beldelerinin aksine İranlılar, İslam dinine olan bütün inanç ve saygılarına, onun yücelmesi uğruna katlandıkları tüm fedakarlıklara rağmen Arap hakimiyetinin sürekli olmasına izin vermediler. Özgürlükleri ve bağımsızlikları için önlerine gelen her fırsattan istifade ettiler. Örneğin, Abbasilerin Beni Ümeyye hükümetini devirmek için yaptıkları daveti kabul ettiler ve kendisi de İranlı olan Ebu Müslim Horasani’yi desteklediler. Yine, Abbasi hükümetinin siyasi, idari ve askeri mekanizmalarına nüfuz ederek, Arapların ve Arap eşrafının takipçisi olduğu Emin’e karşı, İranlıların tarafını tutan Memun’u desteklediler ve Emini’i iktidardan uzaklaştırdılar. Nihayet iki asırlık bir uğraşıdan sonra merkezden ve Arap hilafetinden uzak bölgelerin istisnai durumunu kullanarak İran’da, Tahiriyan, Saffariyan, Samaniyan, Al-i Büveyh ve Al-i Ziyar gibi yarı bağımsız hükümetler kurmayı başardılar .İslami hilafetin manevi ruhani liderliğini kabul etmekle birlikte, siyasi, ekonomik ve askeri bağımsızlık elde ettiler. İranlılar, büyük ve parlak İslam medeniyeti binasında önemli bir paya sahiptirler ve bu pay, daha çok, düşünen İranlı beyinlerin tüm dini, bilimsel, felsefi ve siyasi alanlarda işbiliği yapmalarındadır.

Kaynak:

İran Trih Atlası, Tahran Üniversitesi Coğrafya Kurumu-1350

İslâm devrimi öncesi ve İslâm devrimi sonrası (1996 yıllına kadar) İran tarihinin genel hatları:

Milattan Önce;

Yıl 1000: Medler'n İran’in kuzeyine  yerleşmesi ve Med Krallığnın kurulması,

Yıl 807: Urartu (Ermenistan) topraklarıının ele geçirilmesi; Batı Asya’nın baştan başa Medlerin hakimiyeti altına girmesi,

Yıl 550-531: Pers kökelni Hehamenişiler vasıtasıyla İaran İmparatorluğu’nun temelinin atılması ,

Yıl 334: Makedonyalı İskender’in saldırısı ve Hehamenişi Hanedanlığının (Eşkanlar) kurulması,

Milattan Sonra;

Yıl 266: Samani Hanedanlığının kurulması,

Yıl 622: İslam Peygamberinin hicreti ve İran ile İslam ülkelerinin yeni resmi takvim başlangıcı,

Yıl 1040: İslamiyet’in İran’a girmesi ve Ümeyyeoğullarının hakimiyeti,

Yıl 1040-1502: Gazneliler, selçuklular, Moğollar ve Timur hanedanlıklarının dönemi,

Yıl  1502-1722: Safevi devletinnin kurukması ve Şia mezhebinin İranlıların resmi mezhebi olarak seçilmesi,

Yıl 1736-1789: Nadir Şah Afşar’ın iktidara gelmesi ve Hindistan üzerine saldırı,

Yıl 1750-1794: Zendi Hanedanlığı dönemi,

Yıl 1795-1925: Kaçar Hanedanlığı dönemi ve  İran’ın kuzey ve doğu olmak üzere aşamalı olarak ikiye bölünmesi,

Yıl 1905-1906 :Meşrutiyetçilerin devrimi ve Meşrutiyet’in ilanı ,

Yıl 1925: Kaçar Hanedanliğının ortada kalkması Pehlevi hanedanlığının kuruluşu,

Yıl 1925-1941: Rıza Şah dönemi ve sömürü amaçlı Darsi anlaşmasının Pehlevi Hanedanlığının ilk şahı eliyle uzatılması,

Yıl 1941: Müttefiklerin işgali ve Riza Şah’ın müttefik devlet makamlarının talimatı üzerine istifa etmesi,

Yıl 1941: M. Rıza Pehlevi Hükümetinin İngiltere, Amerika ve Rusya Devlet Başkanlarının kararıyla iş başına gelmesi,

Yıl 1950 :Dr. Mohammad Musaddık’ın başbakanlık görevine ve Petrol Sanayi’nin millileştirilmesi,

Yıl 1953: CIA’nın Dr. Musaddık başkaslığındaki Milli Hükümete karşi darbe girişimi,

Yıl 1961-1962: Dr.Ali Emini’nin Başbakanlığa atanması, Ak Devrim yasası ve toprak reformunun yürürlüğe konması,

Yıl 1963: İran halkının tarihi 15 Hordad (5 Haziran) gününde İmam Humeyni’nin rehberliğinde büyük protesto gösterisi gerçekleştirildi.

Yıl 1964-1977: Abbas Huveydan’ın başbakanlık dönemi,

Yıl 1977: Cemşid Amuzegar Hükümetinin iş başına geldiği bu dönemde İran bir takım olaylara gebeydi: Halk dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Carter’ın İran’a gelmesine sert tepki gösterdi. Bu doğrultuda ilk kapsamlı tepki Şehit Dr. Ali Şeriati ve anmak için düzenlenen törenlerde kendini gösterdi.

      7 Ocak: Kum kentinde halk büyük bir protesto yürüyüşü yaptı.  Pehlevi rejimi halka ateşle karşılık verdi. Halk acımasızca katledildi.

     18 Şubat: Kum şehitlerinin kırkıncı günü dolayısıyla Tebriz’de büyük gösteriler yapıldı.

1978 Yılı Mart-Temmuz ayları arası: Halkın haykırışları ülkenin dört bir yanında giderek yükseliyordu.

19 Ağustos: Abadan Raks Sineması, sabotaj sınucu çıkan yangında bir faciya sahne oldu.

27 Ağustos-7 Eylül: Ülke çapında devam eden protestolar ve giderek yayılan devrim hareketleri... Amuzgar Hükümetinin istifası ve Şerif Emami döneminin başlaması,

8 Eylül: Tahran ve içelerde çok sayıda insan şehit edildi,

5 Ekim: İmam Humeyni Şah rejimi tarafından Paris’e sürgün edildi.

4-5 Kasım: Tahran’da başta İran’lı öğrenciler olmak üzere dünyanın ülkelerine mensup üniversite öğrencilerinin protesto gösterileri, Şah polisinin şiddetli tepkisiyle karşilaştı,

10-11 Aralık: Tasua ve Aşura günlerinde milyonlarca insan, Şah’a karşı muhalefetlerini ilan etmek üzere protesto yürüyüşleri düzenledi,

1979 Yılı

9 Ocak: Azhari hükümetinin iktidaran düşmesiyle Şahpur Bahtiyar hükümeti iş başına geldi,

12 Ocak: İmam Humeyni Devrim Konseyinin kurulduğunu ilan etti.

16 Ocak: Şah bir daha dönmemek üzere İran’ı terk etti.

1 Şubat: İmam Humeyni İran’a döndü. İmam benzeri görülmemiş büyük bir halk kitlesi tarafından coşkuyla karşılandı.

6 Şubat: Mühendis Mehdi Bazarga, İmam Humeyni tarafından geçici Başbakanlık görevine getirildi.

11 Şubat İmam Humeyni yayınladığı bir bildiriyle askeri devletin geçersizliğini ilan etti. Amerikalı General Heyzer’in darbe  planı amacına ulaşamadı. Ordu halk  saflarına katıldı. Bahtiyar düştü ve sonuçta İslam devrim zafere ulaştı.

30-31 Mart: İran halk, tarihinde ilk defa gerçek bir referanduma gitti, Referandum sonucunda, oylamaya katılanların  %98.5’i, İran İslam Cumhuriyeti’nden yana oy kullanarak Şahlık rejimini, tarihin derinliklerine gömdü.


0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »